DORUKTÜRK TV

İrtica etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İrtica etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2014 Çarşamba

ATAM ÖZÜR DİLERİM



ATAM ÖZÜR DİLERİM

Sen göçüp gittiğinden beri biz bir şey yapmadık.
Önce fotoğraflarını kaldırdık paradan.
Sonra seni birleştirici unsur olarak her yere adını verdik;
bilinçli olarak bıktırmak adına.
Kuran-ı Kerim'i Türkçeye çevirtmen de bile art niyet aradık.
Takiye yapanlara, din tüccarlarına prim verdik, peşlerine takıldık.
Bizler yeni Atatürkler olmaya çalışmak yerine seni diriltmeye kalktık.
Cumhuriyetinin karşısına Demokratı koyduk.
"Yeter söz milletin" dedik ve o gün senin kalemini kırdık.
Ama hep Atatürkçü olduk.
Her 10 Kasım'da geldik; defterine içimizden gelmese de yazdık, çizdik.
Gün geldi T.C. ibaresi de bize rahatsızlık verdi onu da kaldırdık.
Okullardan Andımızı, Gençliğe Hitabeni, fotoğraflarını, seni hatırlatan ne varsa...
Büyük bir itina ile kaldırdık.
Rahatlamadık, huzura eremedik. Eksik kalan bir şeyler olmalıydı.
Ve bulduk.
Sen zaten Atatürk değildin. Araştırdık onu da bulduk.
Sen 1911'de Trablus'ta İtalyanlar tarafından öldürülmüştün.
Senin yerine Bir İngiliz Ajan yerleştirilmişti.
İşte bu yüzden sana kızgın değiliz biz o İngiliz Kemal'e kızgınız.
Atam durum bu. Bunları bil istedim.
Bizler Atatürkçü ayaklarına yatan, günü kurtarmaya çalışan;
23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim'de Bayrak paylaşan 10 Kasım'da da bayrağı yarıya indiren
Senin heykellerinin ve Bayrağın yakılmasına tepkisiz kalabilen bir nesiliz.
Şu sıralar trend Kürtçülük olduğu için hepimiz Kürtçüyüz.
Hani sen demiştin ya "Ne Mutlu Türküm Diyene" diye yalan oldu be Atam.
Atam seneye 10 Kasım olur mu, olur da sen anılır mısın bilmem.
Bildiğim tek şey yarın tüm devlet erkanı seni derin bir üzüntü ile anacak.
Ruhun şad olsun.


Sabih Samur
Kod Adı TC

9 Kasım 2014

6 Mayıs 2012 Pazar

İrtica nedir?

İrtica nedir?
..: 12.10.2006:..

Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası (Sağlık – İş) Genel Başkanı Mustafa Başoğlu, Bilgi Edinme Yasası kapsamında bazı kurum ve kuruluşlara ilettiği “İrtica nedir, İrtica suç mudur, Suç ise kimler bu suçtan yargılanmıştır? sorularına, ilgili makamların verdiği yanıtları düzenlediği basın toplantısı ile açıkladı. Başoğlu, “İlgili mercilerin bana verdikleri cevaplarda irtica ile ilgili herhangi bir açıklama, tarif ve açıklayıcı bir bilgi bulunmuyor. Dolayısıyla ülkede bir irtica olmadığı gibi, böyle bir tanım da yapılmıyor. Bu değerlendirme, irticadan yakınan makamların bana verdiği yazılı cevaplarla kesinlik kazanmıştır. Artık kimse irticadan bahsetmesin.”
Başoğlu, Atatürk ve laikliğin arkasına sığınarak örtülü İslam düşmanlığı yapıldığını söyledi.
İrtica nedir? sorusunun yanıtından oluşan bu yazımı, Sn. Başoğlu ve O’nun temsil ettiği zihniyete ithaf ediyorum.
İRTİCA NEDİR?
İRTİCA : Gerici olma durumu, gerici davranış.
GERİCİ : Eskiyi ve geriyi özleyen, yeniliklerin kaldırılıp eski durumun diriltilmesini dileyen, mürteci.
T.C. Anayasası’ndaki din ile ilgili birkaç maddeyi hatırlatmak istiyorum.
Madde 14 : Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiç biri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devleti’nin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini ve ya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamazlar.
Bu yasaklara aykırı hareket eden veya başkalarını bu yolda teşvik veya tahrik edenler hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.
Madde 24 : …14’üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
…Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne surette olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
Beşinci Kısım – Çeşitli Hükümler
İnkılap kanunlarının korunması
Madde 174 : Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılap kanunlarının, Anayasa’nın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz:
1- 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;
2- 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası hakkında kanun;
3- 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle, Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile bir takım unvanların Men ve İlgasına dair kanun;
4- 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medeniyesiyle kabul edilen evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikah esası ile aynı kanunun 110’uncu maddesi hükmü;
5- 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkam’ın Kabulü hakkında kanun;
6- 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin kabul ve tatbiki hakkında kanun;
7- 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi lakap ve unvanların kaldırıldığına dair kanun;
8- 3 Kanunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanun.

Evet tüm bu sıralamış olduğum (belki de okumaktan sıkıldığınız) Anayasamızın maddelerinin amacı;
Eskiyi ve geriyi özleyen, yeniliklerin kaldırılıp eski durumun diriltilmesini dileyenlerin ve gerici olma durumu yani gerici davranış yani İRTİCA’nın ebediyen yok olması için alınmış tedbirlerdir!
Bu tedbirleri uygun kanun maddeleri ile uygulamak ve Sn. Başoğlu’na da 4982 sayılı kanun gereğince yanıt vermek kanun uygulayıcılarının işidir.
Bizlerin yani laiklerin en büyük handikabı maalesef bulunduğumuz konumlar itibariyle inançlarımızı uygulayamamamız. Örneğin bir kuvvet komutanını Şehit cenazesinde cenaze namazı kılarken görebilirsiniz ama Cuma Namazı’nda göremezsiniz nedense? Bu boşluklar başkaları tarafından hem de kullanılarak doldurulmaktadır.
Sözlerimi kıssadan hisse misali konuyla alakalı olarak bir Atatürk anısı ile noktalıyorum. Saygılarımla.
Atatürk Son Defa Edirne'de

Üçşerefeli Camii'ni ziyareti
Gazi Üçşerefeli Camii'ni ziyarete geliyorlar. Cami imamı Fereli Ahmet Efendi kavuğunu çıkarıp eline alıyor. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı öyle karşılıyor. Gazi imam efendinin elini sıktıktan sonra: "-İmam efendi, Müslümanlıkta kavuk çıkarmak var mıdır?" diye soruyorlar. Bunun üzerine imam, "-Müsaade buyurunuz Paşa hazretleri, Müslümanlar Arafat'ta başı açık dururlar, mahşerde de başımız
açık duracağız. Bir de bu dünyada senin karşında başı açık duracağız" diyor. Gazi teşekkür ediyorlar. Caminin ünlü kapısı önünde duruyorlar. Kapı üzerindeki kitabeye bakıyorlar. Orada yaldızlı yazıların üzerine koyu renkle yazılmış bir ayeti okuyorlar. İmam efendiye manasını soruyorlar.
Edirne'nin tanınmış kişilerinden tarihçi Arif Dağdeviren: "- O yazıları bakar bakmaz okumak herkesin harcı değildir. Atatürk o zor örnekleri bile kolayca okuyabiliyordu. Camileri gezdiğimiz o gün hayretle gördük" demiştir. Edirne'nin çok şakacı ve hazırcevaplığı ile ünlü, herkes tarafından çok sevilen bir Rüstem hocası vardı. Gazi Üçşerefeli Camii'ni ziyarete geldiklerinde Rüstem Hoca heyecandan şapkasını çıkarmayı unutuyor. Etrafındakiler Hoca'ya işaret ederek şapkasını hatırlatmaya çalışıyorlar, hoca kırdığı potu anlıyor, nasıl dönüş yapacak. Hocayı bilenler bekliyorlar. Sonradan hoca ile alay edecekler, hoca öfke ile biraz da yüksekçe bir sesle: "Hiç işaret edip durmayın. Ben bu şapkayı paşamın emriyle giydim. Sizin demenizle çıkaracağım ha... Çıkarmayacağım işte! diyerek etrafındakilere
bakıyor. Rahmetli Gazi de gülüyor. "-Sağ ol hoca, sağ ol" diye iltifatta bulunuyor.
Selimiye Camii'ni ziyareti
O sene, 26 Temmuz günü, Edirne'yi altüst eden kasırgada Selimiye Camii ile birlikte birçok cami hasar görmüş, birçoğunun minaresi yıkılmıştır.Atatürk Selimiye Camii'nde minberle avize arasında durur ve etrafındakilere "Beyler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur" diyerek söze başlar, "Bakınız ecdadımız İstanbul'un fethinden tam 125 sene sonra, bu şaheser camiyi İstanbul'da değil de Edirne'de yaptırmış; böylece Edirne'ye mührünü basmış, tapulaşmıştır. Dâhi Mimar Sinan, sanat ve din aşkıyla bu eseri bina etmiştir" der ve mihrapla avize arasında durur. Avize üstünde olan yarım kubbedeki yazıyı okuduktan sonra müftüye "Hocam, bu ayet, tövbe süresinin 18. Ayeti değil mi?" der. Müftüden "Evet Paşa Hazretleri" cevabını aldıktan sonra tekrar müftüye döner ve "Bana bu ayetin manasını söyleyebilir misiniz?" diye sorar. Müftü efendi "Bildiğim kadarıyla bu ayette Allah'ın mescitlerini, camilerini yapan ve imar edenler, Allah'a ve ahiret gününe iman edip, namazlarını kılan, zekatlarını veren ve ancak Allah'tan korkanlardır, onlar doğru yoldadır" der. Atatürk "Evet ben de öyle biliyorum" der. Orada bulunan Bayındırlık ve Vakıflar Müdürleri’ne hitaben, başta Selimiye olmak üzere, Edirne'nin hasar gören bütün camilerinin tamiri için gerekli keşfin yapılarak bilançosunun üç gün içinde kendine verilmesini ister. Atatürk 25 Aralık 1930 günü Edirne'den ayrılır. Kısa bir süre sonra ödenekler Edirne'ye gelir ve bununla hasarlı bütün camiler onarılır.
DİP NOT : Sevgili Alanya’lılar bu mübarek Ramazan Ayında ve ya takip eden bayramda Serhat Şehrimiz Edirne’mizi gezmenizi, tarihi güzelliklerini yaşamanızı, tarihi çarşısından alışveriş yapmanızı, meşhur Edirne ciğer tavasından yemenizi önemle tavsiye ediyorum.
....
Bu yazı 2603 kere okunmuştur.


Ateşkes ve kelime oyunları

Ateşkes ve kelime oyunları
..: 30.09.2006:..

Ateşkes: Savaşan iki kuvvetin karşılıklı olarak savaşı durdurması (TDK sözlük, 1974) Bu açıklamayı dayanak göstererek, PKK taraftarlarının kullandığı ateşkes kelimesi için neden yaygara koparılıyor diyebilirsiniz. Fakat bu açıklama içindeki savaş kelimesini de aynı kaynaktan açıklarsak (Savaş: İki ya da daha çok DEVLETİN birbiriyle diplomatik ilgilerini keserek silahlı kuvvetlerle çatışması.) Bu masumane ifadenin nerelere kadar uzandığını daha iyi algılayabiliriz.
Leyleğin ömrü laklakla geçer derler. Bizler çekiçle örs kavgası yapaduralım; hangimiz daha çok milliyetçiyiz, kim daha sert çocuk, ağır abi? Günler gelip geçsin. Su akar, Türk bakar misali. Bizler bu modda iken, Kürtçü kardeşimiz DTP Genel Başkanı Ahmet Türk boş durmuyor; Avrupa Parlamentosu’nda temaslarda bulunarak AP Başkanı Joseph Borrell ve AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile bir araya geliyor.Ateşkes çağrısına, “Kürt tarafının” olumlu yanıt vereceklerini umduklarını belirtiyor ve “Türk Hükümeti de olumlu bir yaklaşım sergilemeli” diye buyuruyor. Tarımdaki Nadas misali. Türk’ün öfkesi dinlendirilsin, zaman her şeye ilaç!
Bu sırada Şehitler Abidemize bir tuğla daha ekleniyor. J. Tğm C. Evranos PKK tarafından şehit ediliyor. Büyükanıt Paşa sessiz.
Kara Kuvvetleri Komutanımız ise sesli ama konu farklı! Konu malum birinci öncelik masalı olan irtica. Defalarca bu köşeden seslendim; bu ülkenin birinci önceliği kesinlikle İÇ GÜVENLİK’tir! Bu, irtica önemsenmesin anlamını taşımamaktadır. Ama gündemi iyi tayin etmek gerekir.
Ülkemizde bölünme tartışılır hale gelmiş federal yapılanmadan, eyalet sisteminden bahsedilir olmuştur. Ve bunların hepsi iktidar partisi olan AKP’nin üzerine yıkılmaktadır.
Mutlaka Başbakanın talihsiz beyanları, yanlış ifadeleri olmuştur. Peki diğer kurumlar tek tek incelendiğinde kendileri sorumluluk anlamında görevlerini yapmaktalar mı? Net birkaç örnek verelim ve/ve ya soralım:
- Ülkenin milliyetçilik kelimesine sahip, isimli tek partisi olan MHP, Sn. Devlet Bahçeli yönetiminde ne gibi somut adımlar atmıştır, Ülkü Ocakları’na aman sakın sokağa çıkmayın talimatı vermek dışında?
- Büyük umutlarla beklediğimiz Sn. Büyükanıt Paşa ne zaman kısmetse tören kıyafetlerini çıkartıp kamuflajlarını giyecektir? Allah bize 1974’te yaptığımız gibi Amerika Birleşik Devletleri’nden izin almadan Büyükanıt Paşa’nın emir ve komutasında Kuzey Irak’a operasyon amaçlı girmeyi nasip edecek mi?
- Zamanın sert adamı bu zamanın esnaf dostu (Demirel tiplemesi), benim işçim, benim köylüm moduna girmiş olan DYP Başkanı Sn. Mehmet Ağar ne zaman modası geçmiş politikaları bırakıp eski kadrosunu, silah arkadaşlarını toplayıp GÖREVE talip olacak?
- Sn. Mehmet Ağar 2007 seçimleriyle iktidara gelelim, ben PKK’yı bitiririm demek 2007’ye kadar ki şehitlerden iktidarda olmadığım için ben sorumlu değilim demekle aynı anlama gelmeyecek midir?
- Sn. Cumhurbaşkanımız, Sizce Tayyip Erdoğan’ın Amerika ziyareti sonrası sizin müdahalenizle, Başbakanımıza artık sadece AKP ile seçime gidilemeyeceğini şu anki ülkenin durumu göz önüne alınarak AKP, CHP, DYP, MHP ve ANAP’tan oluşacak bir milli mutabakat hükümetinin kurulması gerekliliği anlatılmalı mıdır?

Ülkemizin durumu sadece AKP’nin veya CHP’nin veya başka bir partinin tek başına çözebileceği boyutu maalesef aşmıştır. Herkes topu birbirine atmakta, şehit kanları oluk gibi akmakta, bizler ise sivili ve askeri ile hangimiz şehit anasını daha iyi teselli ederizlerdeyiz!!!
Sevgili okuyucular şahsım ve sizlerin adına bu yazıyı Sn. Mehmet Ali Dim’den yukarıda bahsi geçen tüm şahıs ve kurumlara e-mail ve faks kanalıyla iletmesini rica ediyorum. Belki dikkate alan olur.

Dip Not: Suç duyurusunda bulunduğum Ferhat Tunç konusunun takibinde desteğini esirgemeyen Sn. Sami Çaycoşar’a teşekkür ediyorum.
Bu konuyla ilgili olarak görevlerini yaptıkları zaman Cumhuriyet Savcılarımıza ve kolluk kuvvetlerimize de ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Eğer yapıldı da bizim haberimiz yoksa lütfen gazetemizi resmi olarak bilgilendirsinler.
....
Bu yazı 1709 kere okunmuştur.



Bu makele için yapılan yorumlar


Alper Türkmen
30.09.2006
Sayın Sabih bey,

Size katılmaman mümkün değil. Evet J. Tğm C. Evranos şehit edildiği gün akşam saat 22.00 da TRT 2 de haberleri izliyorum. 1. haber Kara Kuvvetleri Komutanımızın haberi... İrtica halen birinci tehlike, irtica ile mücadelemiz devam edecek diyor... Sayın Paşamız. 2. haber PKK tarafından şehit edilen rahmetli Evranos teğmenimiz... Ben üzüldüm tabii ki ateş düştüğü yeri yakar, ancak gayr-i ihtiyari bir şekilde de 1. haber ile 2. haberi izleyince gülümsedim... Nasıl oluyorda askerlerimiz PKK tarafından şehit edilirken hala birinci tehlike irticadır diyebiliyorlar. El insaf diyorum. Evet bugün Emperyalistlerde İslamı tehlike olarak göstermek için terörü hoşgörü dini olan İslamiyetle bağdaştırıyorlar. Acaba emperyalistlerin etkisinde mi kalıyorlar. Kırık plak gibi aynı ifadeleri terennüm edip duruyorlar. Yoksa bu irtica perdesinin arkasında bizim bilmediğimiz bişeyler mi var? Bu ülkede bugün sayın Sabih bey sizin de belirttiğiniz gibi "İÇ GÜVENLİK" sorunu var...
Yoksa aynı modda başka söyleyecek bişey yok gibi her toplantıda ve her konuşmada aynı kelime ve cümleleri tekrar etmek acaba ne kazandırıyor Türk Milletine...